Ölümde Var...

Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında.

'Keşke yerinde olsam' dediğiniz insanları yakından tanısanız inanın
halinize şükredersiniz.

Ben öyle birini tanıyorum mesela.

Lüks evleri, yazlıkları ve otomobilleri var.

Türkiye'nin sayılı işadamlarından.

Yaşı henüz genç ve başarılı.

Kariyerli,seçkin ve iyi eğitim almış.

İsmini yazsam hemen tanırsınız.

Lakin servetinin sınırını bilmeyen bu insan sağlık sorunları ile boğuşuyor.

Allah kimsenin başına vermesin.

Ağrı kesicilerle ayakta durabiliyor.

Neyse.

Yere göğe sığmayan,etrafında bir sürü insanın dolaştığı kişi bir
bakarsınız sessiz sedasız aramızdan çekilivermiş.

İnsanoğlu çaresizdir aslında.

Bir toplu iğneden bile küçük bir virüs onu yerden yere yuvarlatır.

' Ki Sen..
Bir Ezanla Çekip Gideceksin Ey İnsanoğlu.!!
Neyin derdindesin' diyorum.

İnsanoğlu işte.

Bakıyorum da bazıları yerli yersiz kefen edebiyatı yapar.

Ne yazık ki, kefen dediğimiz iki metrelik bez bile nasip olmuyor âdemoğluna.

Ya denize düşer, balıklara yem olur, ya da çıkan bir yangında küle döner.

Anlayacağınız kefene sarmalanmak o kadar da kolay değil.

Nasıl yaşarsa öyle ölürmüş.

Rahmetli babamdan biliyorum.

Son nefesini teslim ettiği anlarda.

Vefat etmiş gibi değildi.

Adeta uyuyor gibiydi.

Dile kolay 34 yıl mahalle muhtarlığı yapmış, herkesin duasını almıştı.

Nur içinde uyusun.

Sevgili dostlarıma, bugün son dönemlerde şahit olduğum birkaç
ölümlerden sonra bu yazıyı yazmak bir vicdan borcu oldu bana.

Önce Başbakan Tayyip Erdoğan'ın annesi merhume Tenzile Erdoğan'ın
cenazesinde helallik istendiği anda Başbakanın gözlerinden dökülen
yaşlar ölümün ne kadar tarafsız ve adil olduğunun göstergesi değil
midir?

Ölüm hak.

Kimseye baki değil bu yalan dünya.

Baki olan gök kubbe altında kalan bir hoş sada imiş.

İnsanların özel hayatı kutsaldır.

Dün ünlü reklamcı Ali Taran'ın ayrıldığı eşi Selma Ann Desmond amansız
bir hastalık sonucu vefat etti.

Ali Taran'a sabır diliyorum.

Cenaze anlarında gördüklerim çok düşündürücüydü.

İnsanlar hayatta iken yapamadıklarını cenazede yapmak zorunda kalıyorlar.

Ali Taran rahmetli eşini elleriyle toprağa veriyordu.

İlk toprağı da o attı.

Açıkçası bir birey olarak zor tutum kendimi.

Pişmanlıklar, 'keşkeler' insanı yorar bazen.

20 yıl aynı yastığa baş koymak az bir zaman değildir.

İnsan hırsının, egosunun, bencilliğinin kurbanı olabiliyor.

Pişmanlıklar bir şeyi çözmüyor.

İnsanoğlu acizdir. Çaresizdir aslında.

Dünya ile çok eğleşir bazen, incitir, yaralar etrafını.

Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar.

Etrafını, çevreyi, eşi dostu yakar yıkar.

Dövdüğü, mağdur ettiği, hakkını yediği insanı sanki savaş kazanmış
komutan edasında anlatır etrafına.

'Nasıl da etrafa rezil ettim onu, nasıl da intikamımı aldım,' nidaları
arasında şişinip durur.

Sonra da kusursuz Müslüman, sadık kul edasında burnu Kaf dağında ölümünü bekler.

Çaresizce..

Umarsızca.

Çaresizdir insanoğlu. Küçücük bir virüs bile onu yerden yere
yuvarlarken, kendini bir şey zanneder. Ölümler aslında insanların
kendi kendileriyle yüzleşmesidir. İşine gelmese de.

Aslında nankördür insan.

Tabiatı gereği.

Bazen eşref-ül mahlûkat, bazen esfelesefilin.

Ölüm olmasa insanı kim dizginlerdi ki..


5486012 Ziyaretçi