RUHLARIN ÖLÜMÜ - İsa ALTUN

'Deli sevilir, densiz sevilmez ' diye bir tabir vardır. Burada vurgulanmak istenen ana tema delinin samimiyetidir. Delinin içinden geldiği yaşamasıdır. Doğallığıdır. Buna kimsenin sözü yok. 'Delidir ne yaparsa yeridir ' Bu tabire de bir yere kadar bazıları katılabilir. Aslında toplumsal algımızda 'arıza insanları' hoş görme yanımız var. İşte bu durum düşündürücü. Bir de madalyonun diğer yüzü karşımıza çıkıyor. Yaşadıkları psikolojik sıkıntıları maraz olarak görmeyen ve profesyonel yardım al(a)mayan yığınlarla bir arada yaşamak toplum vicdanında büyük sorunlar, telafisi imkânsız yaralar gözlemlenebiliyor. Bazı alanlarda konuşmak ya da yazmak için, Sosyopsikoloji alanında ihtisas yapmaya gerek yok. Haberi çeşitli gazetelerde okuyunca gözlerime inanamadım. Bu kadar da olamaz dedirten bir vahşeti okumak sizi bilmem ama benim ruh sağlığımı derinden etkiledi. Haberin konusu, geçtiğimiz günlerde bir sahil kentimizde 12 masum Caretta Caretta'ların canice bir şekilde
kafalarının bedenlerinden ayrılarak kesilmesi, 'toplumsal ruh sağlığımızın' nereden nereye geldiğinin bir göstergesi olsa gerek. İnternet ortamında bilhassa sosyal medyada paylaşılan bir videoda gördüklerim insan kanını donduracak türden. Kahramanımız henüz genç yaşta biri. Elinde tuttuğu ve hiçbir günahı olmayan kediyi yüksek bir binadan aşağı atmak suretiyle ego tatmini sağlıyor. Bu birbirinden farklı iki cinayetin gerçekleştirilme eylemi insanlıkla bağdaştırılabilir yanı yok. Dünya Sağlık Teşkilatı'nın verdiği rapora göre dünya genelinde her 10 kişiden 6'sının ruhsal problemleri var. Dikkatinizi çekerim. Düşündürücü ama ruh sağlığı bozuk insanlar maalesef aramızda ellerini kollarını sallayarak dolaşmaktalar.

Bir başka gözlemimi yazmadan geçmeyeceğim. Aramızda duygudaşlık yeteneğini kaybetmiş, dayanışma ruhunu bilmeyen, merhamet hissinden bihaber, canlılara ( bitki ya da hayvan ) asla saygısı olmayanlarla kuşatılmış durumdayız. Aynı apartmanda oturmalarına rağmen birbirine 'günaydın, iyi akşamlar ' demeyen, diyemeyen insanlar olduk. İşyerlerinde de durum aynı. Gözünü birbirinin ayağına takmış,' nasıl düşürürüm, nasıl rezil ederim 'hıncı ve hırsıyla yüreklerini ve beyinlerini kötü enerjiyle donatmış insanlarla bir arada olmak ne acı vericidir.

Karşısındaki insanın mutsuzluğundan, acısından mutlu olan, düşenin mağduriyetinden yüreklerini kirli kanla besleyen sülük ruha mensup, basit insanlar sarmalamış her yanımızı. Yıllarca aynı ortamda çalışan, bir arada bulunan, insancıkların menfaatleri ve beklentilerine ters gelen bir olayla karşılaştıklarında nasıl çemkirdiklerini, çamur attıklarını, iftira ettiklerini ya da sonu cinayetle biten öykülerini her gün gazetelerin ikinci ya da üçüncü sayfalarında görebiliyoruz. Hatta daha ileri gidip TV'de kendi gözlerimle gördüğüm bir olayı nakletmek istiyorum. İkisi de Televizyon dünyasında son derece yakından tanınan ve yıllar yılı aynı yastığa baş koyan bir çiftin boşandıktan sonra kameralar önünde birbirlerine ağızlara alınmayacak derecede galiz küfürler ve hakaretler ettiklerini görünce insanlığımdan utanmıştım. İnsanların içlerinde taşıdıkları karakter ve gerçek yüzleri ayrılırken ortaya çıkarmış. Neylersin etme bulma dünyası. İftira eden insan, iftira yemeden ölmezmiş. Sanırım ilahi adalet dedikleri bu olsa gerek. Yaşadıklarımızdan öğreniyoruz ki, insanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren eksik bir varlıkmış.
Yaşadıkça kendini tamamlayarak ve donatırmış. Tabi donanımını sağlayacak o potansiyel var ise!!

 


931251 Ziyaretçi